“büyük şeyler”i beklerken…

trendera201601-low

Aslında, hayat dediğimiz şey, sabahtan akşama kadar, bir önceki günün çok benzeri faaliyetlerden oluşan; yataktan kalktığımız, yüzümüzü yıkadığımız, giyindiğimiz, kahvaltı ettiğimiz, belki işe gittiğimiz, belki evde kaldığımız, arkadaşlarımızla görüştüğümüz, kitap okuduğumuz, akşam tekrar yemek yediğimiz ve uyuduğumuz, dışarıdan bakıldığında birbirinin aynı eylemlerden oluşan bir seri… İlginçtir ki, hayatın anlamını bulmak ve farkındalığın bir parçası olmak, o büyük evrenin bir parçası olduğumuzu hissetmek, tam da bu küçük eylemlerin içinden geçiyor.

Şöyle bir etrafımıza bakalım: İnsanların çoğu, yaptıkları her şeyi, o bekledikleri “büyük olaya” giden yolda, araç olarak görüyor. Büyük olay kimisi için düğün, kimisi için bir parti, kimisi için bir sunum, kimisi için belki bir diploma oluyor ve bu büyük olaya kadar giden günlük olayları, adeta geçiştirip koştura koştura yaşayarak, belki de hiç tadını almayarak, deneyimliyor. Birçok insanın dikkati yüzde 80 oranında gelecekte. Bu durumda “an”a ve şu anda yapılanlara, sadece yüzde 20’lik bir enerji kalıyor. O yüzden birçok insan, “an”da ve şimdiki durumda, sıkıntı, rahatsızlık ve gerginlik yaşıyor. Birçok insan gerçekten de hayat boyu gelecekte yaşıyor. Aslında, hayatın şu anda yaşandığını ve geleceğinde “şuan”lardan oluştuğunu gözardı ediyor. Geleceğe odaklanıp, şu anı reddederek, mutsuz bir var oluş içinde günlerini dolduruyor.

Amaca giden yolda yaptığımız günlük uğraşları; belki yemek pişirmeyi, belki mail’lerimize cevap vermeyi, çocuklarımızla ilgilenmeyi, hatta çamaşır yıkamayı, bulaşık yıkamayı, banyoyu temizlemeyi, “büyük”, ileride, çok ileride olacak bir büyük olaya giden, amaca giden bir araç olarak değil, gerçektende amacın kendisi olarak kabul ettiğimizde ve yaptığımız şeye dikkatimizi verdiğimizde, onu dikkatle izlediğimizde, yaptığımız şeyinde doğal olarak kalitesi artıyor. Unutmayın, ”yaşam kalitesi” dediğimiz şey, yaşadığımız ana verdiğimiz dikkat ve farkındalıkla ilgilidir.

İnsan ilişkilerindede, genellikle iki tarafın birbirini duymadığı, her iki tarafında aslında kendisinin bir sonraki cümlesini düşünerek, bir sonraki “büyük olay”a takılarak yaşadığı iletişimlere tanık oluyoruz. Halbuki her iki tarafın, birbirini sakin ve dikkatlice, tam anlamıyla dinleyip, gerektiğinde yanıt vererek yaşadığı ilişki, karşısındakini gerçek bir insan olarak algılamasını sağlar.

Günlük olayları, günlük eylemlerimiz, amaca giden bir araç olarak değil, aslında tamda varlığımızı, özümüzü, farkındalığımızı birkez daha hatırlayabileceğimiz olaylar olarak görebilsek keşke… Örneğin; yemek yaparken, geçmişi ve geleceği düşünmeden, sebzeleri kesip, tencereye malzemeleri koyup, dikkatimizi bu eyleme verdiğimizde, bir yandan da dikkatimizin geri kalanını, bu izleme sürecinin üzerine tekrar kaydırdığımızda, işte bu sessizliğin içerisinde, aslında evrenin büyüklüğünün bir parçası olduğumuzu bize hatırlatacak sessizlik, sakinlikle buluşmuş oluruz.

İşte bu yüzden aydınlanma, tekâmül yada farkındalık denilen şey; kendimizi, insan olarak varlığımızı daha çok farketmek ve yaşamdan doyum almaktan geçiyor. Hep geçiştirdiğimiz şeyleri, daha dikkatimizi vererek, daha gözlemleyerek ve de anda kalarak yaptığımızda, zaten “gelecekteki başka bir büyük olay”a da ihtiyacımız kalmıyor.

Yazımın sonunda bir Zen hikâyesini sizinle paylaşmak istiyorum:
Bir gün bir Zen ustası kuyudan su taşırken çok uzaklardan, onun methini duyarak gelmiş olan takipçilerinden biri ona sorar:
“Bu manastırın falanca isimli ustasını nereden bulabilirim?”
Bu soruyu sorarken, su taşıyan kişinin bir hizmetkâr olduğunu düşünmektedir. Kuyudan su taşıyan kişinin bir usta olamayacağını, yerleri temizleyen birinin “usta” olamayacağını varsaymaktadır. Usta kahkahayı basar: “Aradığın kişi benim” der. Adam buna inanamaz; “Sizin hakkınızda çok şey duydum, ama sizi kuyudan su taşırken düşünemiyorum” der. Usta cevap verir: “Bu benim aydınlanmadan evvel yaptığım şeydi, kuyudan su taşımak, odun kesmek…Önceden bunları yapıyordum ve şimdi de yapmaya devam ediyorum. Bu iki şeyi yapmada çok ama çok ustayım. Benimle gel, bir sonraki yapacağım şey odun kesmek, beni izle!” Adam şaşırır: “Ama o halde fark nerede, hani aydınlanmıştınız?Aydınlanmadan öncede bu iki şeyi yapıyordunuz, aydınlandıktan sonrada aynı iki şeyi yapıyorsunuz. O zaman fark nerede?” diye sorar.
Usta güler: “Fark, içsel bir fark. Önceden her şeyi uykuda yapıyordum. Şimdi her şeyi bilinçli yapıyorum; izleyerek, farkındalıkla ve anda kalarak. Etkinlikler aynı ama ben aynı ben değilim, dünya aynı ama ben artık aynı ben değilim ve ben artık aynı olmadığım için bana göre dünyada aynı değil…”

Sevgilerimle…

About the Author

Leave a Comment