Kim Korkmaz Ölümden?

22 Haziran 2012  |   Genel   |     |   2 Yorum

“Ölümden en çok korkanlar yaşamdan en az zevk alanlardır.”
James F. Bymes

Bu yazımın başlığında “ölüm” kelimesi var. Bu yüzden bugün kasvetli, kederli bir yazı yazacağımı düşünebilirsiniz. Ben ise bugün tam tersine, ölümün ne kadar yaşamın ayrılmaz bir parçası ve de üstelik yaşamı daha da anlamlı kılan bir kavram olduğundan bahsedeceğim.

Geçtiğimiz hafta içinde iki yakın arkadaşımın birisinin annesini ve diğerinin dedesini kaybetmesi, ölüm ve yaşam kavramlarını bir kez daha kalbimin derinliklerinde hissetmeme neden oldu.

Sevgili babamı on yıl önce kaybettim. Ölümle ilk yakın temasım o zaman oldu. Doğmamız ne kadar doğalsa, ölmemizin de o kadar doğal olduğunu babamı kaybederken gördüm. Uzun süren bir hastalıktan genç yaşta kaybettiğimiz babamız bütün bu süreci öylesine asaletle yaşadı ve öyle bir rahatlık içerisindeydi ki, sanırım yaşamın en büyük derslerinden birini o günlerde ondan aldım.
Peki, neydi babamı ölümü korkunç bir son gibi gören diğer insanlardan ayıran? Neydi yaşının genç olmasına, hayatı çok sevmesine rağmen böyle cesur yürekli kılan?

Cevap işte yaşamı ÇOK sevmesiydi… Her zaman da çok sevmişti. Yaşarken her anının hakkını vermişti.
Çok küçük yaşlarımdan itibaren, babamın her sabah erkenden kalktığını, yürüyüşe çıktığını ve her seferinde elinde mutlaka yapraklarla, taşlarla, doğadan bir parçayla döndüğünü hatırlıyorum. Elindeki yaprağı kardeşime ve bana gösterir, “çocuklar, şu yapraktaki çizgilere, renklerin dağılımına bakın, hangi ressam evren kadar muhteşem eserler çizebilir, yaratabilir?” diye sorar, sonra bize uzun uzun o yaprakta gördüğü yaratıcılığı ve eşsizliği anlatırdı. Biz de bu yaprağa dikkatlice bakar, onun gördüğü şeyleri fark edebilmeye çalışırdık.
Tatlı yemeyi çok severdi, tatlı yemeyi bir ritüele dönüştürürdü. Beraber masaya otururduk. Elime tatlı kaşığı yerine çay kaşığını verir ve şöyle derdi: “Bu kaşıkla yavaş yavaş tadına vararak yersin, lezzetini daha uzun süre ve daha çok alırsın.”
O zamanlar bunları tam olarak anlayamazdım, ama duyduklarımın daha sonra benim hayatın tadını çıkarabilmemi, dünyadaki güzellikleri bazen başkalarından önce görebilmemi, ve etrafımdaki insanların kalplerindeki ışığı derinden algılamamı sağladığını biliyorum.

Benzer şekilde, yaşamın çirkinliklerine değil, güzelliklerine odaklanan, yediği yemeğin, gittiği yerin tadına varan insanlar tanıyorum. İçlerinden bazıları oldukça ileri yaşlarda olmalarına rağmen hastalıklardan bahsetmiyorlar, fiziksel güçleri el verdiğince dışarı çıkıp dolaşıyorlar, yeni şeyler öğrenmekten mutlu oluyorlar. İşte bu yaşama dört elle sarılanlar, zaten dolu dolu yaşadıkları için , “yaşamları sona erecek ve bir şeyler eksik kalacak” korkusunu yaşamıyorlar. Ölüm onların korktuğu, düşünmesi onlara azap veren, yaşayamadıklarını hatırlatan bir şey değil. Tam tersine yaşamın bir aşamada sona ereceği gerçeği onlara yaşam azmi ve güç veriyor, nefes alarak sağlıkla uyandıkları her gün kutlanası bir şenliğe dönüşüyor. Bu bedenimizde bu yaşamın sonuna yaklaşıyor olmak, onların yaşanmışlıklarını ve bu dünyaya kattıklarını hatırlatıyor onlara.

Gerçekten de yaşamdan en çok zevk alanlar, ölümden de KORKMUYOR.

Ünlü düşünür Alexandre Vinet şöyle diyor:
“Ey hayat! Ölüme şükret. Seni onun yüzünden seviyorum.”

Yaşamın güzellikleriyle kalın…
Rana

2 Yorum Yapılmış

    ferahdernek
    Ekim 27th, 2012 on 00:49

    Se in bu net,anlasilabilir icten soylesinle neredeyse olumden korkmayacak insan. Insaniz tabiki cesitli endiselerimiz oluyor.Dusundum ki hayattan zevk alabilmek Icin seninle biraz so bet mi gerekiyor acaba? Yazilarini herzaman okuyabilmek umidiyle. Sevgiler

      Rana Beri
      Ekim 27th, 2012 on 20:25

      Çok teşekkürler. Sizlerle bu blog üzerinden sohbet benim için de çok değerli. Ben, yazdıklarımı, sizin tuttuğunuz aynada daha iyi değerlendiriyorum.Sevgiler.







Son Yazılar

  • İnsan Hayattan Keyif Aldıkça, İsteklerine Kavuşur
    17 Eylül 2013

    Koçluk gelişmelerinde, koçluk alanların dile getirdiği ortak şey şu : “Ben eskiden, ancak istediğim hayata ulaşınca mutlu olacağımı zannederdim. Hayattan böyle keyif alacağımı sanırdım. Ama şimdi anladım ki önce hayattan daha çok keyif almalıyım. Minik zevkleri, keyifleri hayatıma daha çok sokmalıyım. Bu adımları attıkça, ben keyiflendikçe, isteklerim o zaman gerçekleşecek.” Bu farkındalık o kadar önemli […]

  • Hep Başkası Olmak İstersen Senin Yerine Kim Bakacak?
    23 Ağustos 2013

    Hani hep başkasının hayatını yaşamak isteyen insanlar vardır ya… Bu insanlar daha zayıf olmak, başkalarının bindiği marka arabalara binmek ya da başkaları kadar para sahibi olmak isteyen, hep başkalarına bakarak yaşayan, gözünü kendi hayatına değil de başka hayatlara dikip bakanlardır. Zaman zaman, bir başkasınını örnek almak, başkalarından ilham almak tabii ki çok doğal. Ama  kendimizle […]

  • Bir Şeyi İyi Yapabilmek, Onu Yapmayı Gerektirir mi? Ya Mutluluk Başka Bir Yerdeyse?
    13 Ağustos 2013

    Okul yılları boyunca, Tuğrul hep sınıfının en iyisiydi, özellikle de matematikte…Türevler, katsayılar, çok bilinmeyenli denklemler onun için çocuk oyuncağıydı. Arkadaşları sınav öncelerinde başına toplanır, o da konuları büyük bir zevkle anlatırdı onlara. Okulda “Matematik Dehası” diye tanınırdı. Gel gör ki, üniversiteye giriş sınavı döneminde, öğretmenleri, elektronik mühendisliğini mi, bilgisayar mühendisliğini mi seçeceğini düşünedursunlar, Tuğrul için […]

  • Geçmişe Üzülmenin Faydasızlığı
    30 Temmuz 2013

    Bugün sizlerle, birçok öğretide yer alan bir kavrama bakmak istiyorum: GEÇMİŞE ÜZÜLMEK. Geçmişe üzülmek bize ne getirir, bizden ne götürür? Geçmişe dair pişmanlıklar ve üzüntüler aslında çok anlamsız. Çok iyi biliyoruz ki geçmişte yapamadığımızı ya da başaramadığımızı düşündüğümüz her neyse, tümü bir öğrenme sürecinin ve insan olduğumuz gerçeğinin ayrılmaz bir parçası… “Şunu şunu yapmalıydım.”, “… […]

  • “Empati Yapayım Derken” Kendi Merkezini Kaybetmek
    04 Temmuz 2013

    Empati, bildiğimiz gibi, karşı tarafın duygularını anlamak, kendimizi onun yerine koymak ve onun bakış açısından olaylara bakabilmektir. Fakat bu işin hassas bir dengesi var. Empati aşırıya kaçtığında, yani genellikle bizim hareketlerimizi, kendimizi ifade edişimizi, hep başkalarının nasıl hissedeceği belirlediğinde, o zaman ister istemez merkezimizi kaybediyoruz. Başkaları odaklı yaşamaya başlıyoruz. Önceleri son derece iyi niyetle başlayan […]

  • Değişim için Enerjiyi Nereden Bulacağım?
    14 Haziran 2013

    Yaşamımızda soyut realiteden somut realiteye geçiş aşamasında; yani isteklerimizi, fikirlerimizi gerçeğe dönüştürme aşamasında ilk olarak zorlandığımızı söylemiştik. Burada normalden fazla zorlanıyoruz ve normalden fazla enerjiye ihtiyacımız oluyor. Çünkü geçen sefer de konuştuğumuz gibi herhangi bir değişiklik yapmaya çalıştığımızda, içimizdeki eleştirel ses sesini yükseltiyor ve bize, karşımıza çıkabilecek engelleri, uğrayabileceğimiz başarısızlıkları hatırlatmaya başlıyor. Bunun üstesinden gelebilmek […]

  • Önce Anlamaya Çalış, Sonra Anlaşılmaya…
    04 Haziran 2013

    Sevgili arkadaşlar, Yaşadığımız olaylar sebebiyle içimden, geçen yazımın devamını yazmak yerine empati konusunu ele almak geçti. Empati, yani kendisini başkasının yerine koyabilmek ya da başkasının açısından olayları görebilmek için bazı ön koşullar gerekiyor. Hepimiz empatiden bahsediyoruz da, tam olarak bu ön koşulların ne olduğunu, empatinin bizim nasıl işimize yaradığını, empati için neler yapmamız gerektiğini pek […]

  • “Sınırdaki Sıkıntı”yı Aşmak
    17 Mayıs 2013

    İnsanın yaşamda, bildiğiniz gibi en büyük hedeflerinden biri, kafasındaki istek ve hayalleri gerçeğe dönüştürmek… Hayaller birer birer somutlaştıkça hayatında, insan büyük bir keyif duyuyor. Bir süre sonra da yeni istek ve hayaller belirliyor ufukta. Her şey böyle sürdüğünde gayet güzel, ama bazen hayal ve istekler bir türlü gerçeğe dönüşemiyor. İnsanların bir koçla çalışmak istemesindeki en […]

  • Zumba Dersinde Aydınlanma
    22 Nisan 2013

    “Aydınlanma” deyince insanın aklına illa  tepesinde bir ışık hüzmesiyle bir ağacın altında bağdaş kurup, ulvi bir şeyin inmesini beklemek gelmemeli. Bazen aydınlanma, çok sıradan yerlerde ve mekanlarda da yaşanabilir. Bir anda, hayatımızla ilgili bir perde kalkar ve keskin bir farkındalık kaplar içimizi. Öyle bir farkındalık ki , o andan itibaren hayatı eskisi gibi yaşamak mümkün […]

  • Şu “Meditasyon” Dedikleri…
    21 Mart 2013

    Geçtiğimiz hafta sonu Chopra Center’in Türkiye ‘deki eğitmenlerinden Ebru Şinik’in verdiği bir meditasyon eğitimindeydim.  Bu yazımda sizlerle hem bu eğitimle ilgili , hem de meditasyonla ilgili izlenimlerimi paylaşmak isterim. Ben meditasyona üniversite yıllarımda başladım ve o zamandan beri de ( neredeyse düzenli olarak ) meditasyon yapmaktayım. Meditasyonun, benim yaşam akışında sakin kalmama ve rahat olmama […]

  • İnsan Kendine 4 Soru Sorarak Nasıl Özgürleşir?
    01 Mart 2013

         15-16 Şubat 2013 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde Byron Katie’nin seminerindeydim. Seminerde Time dergisinin, “Yeni Yüzyılın Vizyoneri” söylemiyle tanımladığı Byron Katie,  ”The Work ( Çalışma)” adını verdiği yöntemi katılımcılarla paylaştı. Ben de bu seminerde öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.  “Çalışma”,  kişinin kendisine acı veren tüm düşüncelerini teker teker sorgulamasına imkân tanıyan  bir yöntem.  Düşüncelerin gerisindeki […]

  • ŞU ANDA BAŞKALARI NE YAPIYOR?
    15 Ocak 2013

    Acaba bugün ne yapsam?  En iyisi ben sinemaya gideyim. Sinemaya geldim. Aynı anda altı salonda farklı film oynuyor. Hangi filme girsem? Tamam, karar verdim. Bu olsun. Bilet alıp giriyorum içeri. Oturdum. Film başladı. Keyfim yerinde. Fena da değilmiş. Kendimi kaptırmaya da başladım.  Ama, ama…dur bi dakika, ya öbür film daha güzelse? Acaba ona mı gitseydim? […]

  • Yeni Yıl Kararları -2 Zihin Oku(ma)mak
    03 Ocak 2013

    Yeni yıl için aldığım bir karar da “zihin okumak” dan vazgeçmek. Zihin okumak, bildiğiniz gibi, karşımızdaki insanın aklından geçenleri bildiğimizden emin olmak,ve de çok emin olarak, ona göre davranışlarda bulunmak. Örneğin: Kayınvalideniz, akşam yemeğine size geldi. Sofrada yemeğe oturdunuz. Fakat kendisi her zamankinden durgun. Pek konuşmuyor. Onun bu durgunluğu ve aşırı sakinliği karşısında başlıyorsunuz zihin […]

  • Yeni Yıl Kararları -1
    19 Aralık 2012

    Yeni yıl gelirken adettendir, listeler yapılır, bu yıl yapılacak projeler alt alta sıralanır. Ben de kendimce, en azından zihnimde bir liste yaparım. Gelecek yılı bu yıldan daha farklı yaşamak adına neler yapabileceğime bakarım. Bu yıl bu listemin içeriğini değiştirdim. Bu listede beni engelleyici ve kısıtlayıcı düşüncelerimi alt alta yazdım ve  2013′te bunları tamamen olamasa bile, […]

  • Plan Yapmak Ama Nereye Kadar ?
    22 Kasım 2012

    Plan yapmalı mı, hiçbir şeyi  planlamamalı mı? Çoğumuzu düşündüren bir konu bu. Bir yandan sıkı sıkıya planlanmış bir hayat mı daha iyidir, yoksa gevşek bırakılmış  bir hayat mı? Sanırım ideali, gerekli olan durumlarda, örneğin gelecek ay şirket toplantısının ne zaman yapılacağı söz konusu olduğunda olayı planlamak, takvime yerleştirmek, belki toplantının akışını da oluşturmak, sonra da […]

  • Bir Garip Adam: Eckhart Tolle
    22 Ekim 2012

    Yaşam yolculuğumda, elimden tutup, yaşama çok farklı bir açıdan bakabilmemi sağladı “Şimdi’nin Gücü” … Kitabın yazarı Eckhart Tolle , “ anda kalma ” yaklaşımıyla bizlere “ yaşamı bambaşka bir perspektiften yaşama alternatifi”  sunuyor. Bu yaklaşıma gelene kadar da enteresan bir yolculuk yapmış kendisi…  Bu nedenle onun yaşamı ile ilgili bazı bilgileri sizlerle paylaşmak isterim. Blog […]

  • “Şimdi’nin Gücü” Size Nasıl Güç Katar?
    26 Eylül 2012

    1999 yılında ilk kez yayınlanan ve tüm dünyada milyonlarca kişi tarafından okunan “Şimdinin Gücü”, benim için yaşamsal önemi olan bir kitap. Bu kitabı ilk kez 10 yıl önce okudum. Yurtdışında bir havaalanında uçağın kalkışını beklerken kitapçı raflarında “ Power of Now ” başlığı gözüme takılmıştı. Uçakta ilk okuduğumda, pek derinine inemesem de, o günlerde kafamda […]

  • İki Ördek Kavga Ettiğinde
    29 Ağustos 2012

    Bu yazımda, sizlerle yeni dönem ruhani öğretmen ve yazarlarından Eckhart Tolle’un bir öyküsünü paylaşacağım. Amacım, bundan sonraki blog yazılarımda zaman zaman, üstad Eckhart’ın yazılarını sizlerle paylaşmak ve böylece günlük hayatımızda; o hep bahsettiğimiz “an”ın içinde var olan o saf neşe, huzur halini daha çok yaşamak olacak . Bundan sonra da anda kalmak, zihni bırakmak, bizi […]

  • Hayır Diyebilmenin 10 Altın Kuralı
    05 Ağustos 2012

    “Hayır diyememek”, çoğumuza tanıdık bir duygu. Kimimiz sevilmemek kaygısıyla, kimimiz başkalarının bize ihtiyacı olduğunu hissedebilmek için, kimimiz kendini önemli hissedebilmek için “hayır” yerine “evet” derken buluruz kendimizi. “Hayır” deyince ne olacağı korkusu vardır içimizde. Ya bizi sevmezlerse? Ya insanlarla aramız bozulursa? Bu arada unuttuğumuz çok önemli bir şey vardır oysa. Bizden istenilen her şeye “evet […]

  • Hayır Diyebilmenin Keyfi
    20 Temmuz 2012

    Kaçıncı kez oluyordu kim bilir? Seden yine kendini istemediği şeye “evet” derken buldu. Eşi akşama misafir davet etmiş, o da kabul etmişti. Eşi tekrar telefonla aradı : “Tatlım, hazır millet geliyor, ben Hakan’ları da çağırdım.” Birden gözünde tekrar markete gidip biraz daha et ve salata malzemesi alması gerektiği, masaya ilave tabak koyması, hatta misafirlerin sayısına […]

  • Bütün Kredi Kartlarım; Şimdi Dolaba Giriyorsunuz!
    03 Temmuz 2012

    Bir alışverişkolik olduğumuzu nasıl anlarız? Büyük olasılıkla “alışverişkolik“, yani alışveriş bağımlısı olmuşuzdur. Alışveriş bağımlılığını yenmek nasıl bir süreç? Herkesin süreci farklı, ama ben kendi sürecimi sizlerle burada paylaşayım: Evde çok eşya olması, dolapların dolup taşması, bende oldum olası bir “üst-üste olma hali, bir sıkışıklık” hissi yaratmıştır. Daha gerekli şeyleri alırsam, dolaplarımın, odalarımın ferahlayacağı, giysilerimin daha […]

  • Bugün Endorfinlerini Şaşırt!
    01 Temmuz 2012

    İnsanın gündelik küçük mutluluklara çabuk alışması ve bir süre sonra bu mutlulukların insana zevk vermez hale gelmesine “hedonist adaptasyon” diyoruz. Keyif almak, zevk almak, beynimizde endorfin gibi zevk hormonlarının salgılanmasını sağlıyor. Zamanla bu reseptörler, bu alıcılar doluyor, artık yaptıklarımızdan, sahip olduklarımızdan zevk almaz hale geliyoruz. Aslında bu durumu tersine çevirmenin formülü çok basit… Kendinizin değil, […]

  • Kilyos’ta, tam da “o anda”!
    25 Haziran 2012

    Kilyos’ta Cumartesi sabahı onlarca aileyle birlikte sahildeyiz. On yaşındaki oğlum, eşim ve ben. Yanımızda her aile gibi plastik kova, kürekler, kazmalar, güneş kremleri, yedek mayo ve havlulardan oluşan mühimmat çantaları. Şezlonglarımıza yerleşip tam uzandığımızda, oğlum “hadi denize girelim!” diye çığlığı basıyor. El mahkum, kalkıp onunla birlikte denize doğru ilerliyorum. Hemen denize atıyor kendini, benim de […]

  • Kim Korkmaz Ölümden?
    22 Haziran 2012

    “Ölümden en çok korkanlar yaşamdan en az zevk alanlardır.” James F. Bymes Bu yazımın başlığında “ölüm” kelimesi var. Bu yüzden bugün kasvetli, kederli bir yazı yazacağımı düşünebilirsiniz. Ben ise bugün tam tersine, ölümün ne kadar yaşamın ayrılmaz bir parçası ve de üstelik yaşamı daha da anlamlı kılan bir kavram olduğundan bahsedeceğim. Geçtiğimiz hafta içinde iki […]

  • Sizin de Hikayenizin Kahramanının Baş Harfi “K” mı?
    22 Haziran 2012

    Hepimizin anlattığı ayrı bir “hikaye “ var. Tamamen ellerimizle yoğurduğumuz. Adımız, soyadımız, doğum tarihimiz gibi somut gerçekler haricinde, çocukluğumuzu nasıl yaşadığımız, işimizi sevip sevmediğimiz, eşimiz, eşimizin kıymet bilip bilmediği, bize hayatta haksızlık yapılıp yapılmadığı, kayınvalidemizin diğer gelinini kayırıp kayırmadığı, duygularımız, çıkarımlarımız, endişelerimiz vs. vs. her şey “o hikayenin” içinde… Bu hikaye ile her gün öyle […]