“Şimdi’nin Gücü” Size Nasıl Güç Katar?

26 Eylül 2012  |   Genel   |     |   7 Yorum

1999 yılında ilk kez yayınlanan ve tüm dünyada milyonlarca kişi tarafından okunan “Şimdinin Gücü”, benim için yaşamsal önemi olan bir kitap. Bu kitabı ilk kez 10 yıl önce okudum. Yurtdışında bir havaalanında uçağın kalkışını beklerken kitapçı raflarında “ Power of Now ” başlığı gözüme takılmıştı.

Uçakta ilk okuduğumda, pek derinine inemesem de, o günlerde kafamda çok büyüttüğüm bir sorunum karşısında daha rahat ve sakin kalabilmemi sağlamıştı.

Daha sonra bu kitabı, hemen hemen her yıl bir kere okudum. Kendi kişisel gelişimime paralel olarak, her okuyuşumda Eckhart Tolle’un kelimelerinin derinliğine daha çok girebilmeye başladım. Yazdıkları, aslında her birimize , kültürümüze tanıdık olan bilgiler içeriyordu. Örneğin, Tasavvuf edebiyatındaki “Dem Bu Demdir” ( An Bu An’dır) sözü, bire bir Tolle’un bahsettiği “Şimdi’nin Gücü” ile aynı anlamı taşıyordu. Tolle, Tasavvuf’un yanı sıra, Budizm, Taoizm ve üç semai dinin de temel öğretilerini bir potada eritip bize bir rehber olarak sunuyordu. Bunu da inanılmaz sade, zarif ve mütevazi bir şekilde yapıyordu.

“Şimdi’nin Gücü kitabındaki ana mesajı, defalarca okuyup her birinde yeni bir fark ettikten sonra kendi yorumumla sizle paylaşmak isterim.

  1. Biz, zihnimiz değiliz. Yani devamlı ortaya çıkıp, “Şunu şöyle yapmalısın, hayatı şöyle yaşamalısın, aman şu tür insanlara dikkat, vs. vs “diyen bizi endişelere sürükleyen, egonun sesi değiliz. Ondan ayrı, saf ve huzurlu bir “öz” var içimizde. Anda kaldığımız sürece onunla hep temas halindeyiz.
  2. Zihnimiz, geçmiş, şimdi ve gelecek üzerinden düşünür ve hayatı böyle yaşar. Bu da şu demektir: Zihnimiz devamlı ya geçmişle ilgili üzülmekte, pişmanlık duymakta ya da gelecekle ilgili endişe ve korku yaşamaktadır. Bu arada “şimdi”ye çok nadir uğramakta, burada çok az kalmakta, hemen geçmişe ya da geleceğe kaymaktadır.
  3. Zihnimiz, bu şekilde gereksiz bir enerji harcamakta ve yorulmaktadır . Çünkü, geçmiş ve geleceği gerçek anlamda deneyimlemek mümkün değildir. Biri eskiye, biri de henüz yaşamadığımız bir alana ait soyut birer kavram olmaktan öteye gidemezler. Buralara takılan zihin, gereksiz yere üzülmemize, endişelenmemize yol açmakta, asıl yaratma ve gerçekleştirme gücümüzün olduğu “şimdi”ye pek bir şey bırakmamaktadır.
  4. Hayattaki öncelikli doyum kaynağımızın bizim dışımızda olması (sahip olduğumuz maddi şeyler, işteki pozisyonumuz, toplumdaki statümüz, hatta sevdiklerimizle ilişkimiz ) sonunda acı ve hayal kırıklığı potansiyeline sahip. İşte bu yüzden, asıl doyum ve mutluluk, içimizdeki varlığımız, yani “özümüzle” bağlantıda olmak ve yaşamı oradan yaşamakla gerçekleşebilir.
  5. Hepimiz bir büyük Bütün’ün parçasıyız ( bunu bu şekilde görmek, hepimizin birbirinden ayrı olduğu düşüncesini bırakmak, aydınlanmaya giden yolun ilk adımı oluyor).
  6. Zaman bir illüzyon, geçmiş ve gelecek gerçek anlamda aslında yok ve “şimdi” de kalmak bu yüzden çok önemli.

Ben “şimdinin gücü”ndeki bir çok şeyi okuyup hatırladıkça ve yavaş yavaş hayatıma geçirdikçe, hayatımın daha rahat, keyifli ve de zevkli hale geldiğini gördüm. Olaylara, insanlara takılmak yerine “şimdi” de kaldıkça, dış faktörlerin beni artık istediği yöne sürükleyemediğini, koşullar değişmese de, daha gücümde durabildiğimi gördüm. Ayağım biraz kayıp, egonu sesine, zihnime biraz kulak versem, hayatıma sahip çıkamayacağımın farkındayım. Ben kendi özümü dinleyip anda kaldıkça, yaşadığım hayat daha benim oluyor, diye hissediyorum.

Ben böyle güçlenip keyiflendikçe kendi deneyimlerimi daha çok insanla paylaşmak ve onların da hayatlarını hakkıyla yaşamalarına destek olmak istiyorum. “Şimdinin Gücü” bana , “egoyu özden ayırmam” sağlayarak güç kattı. Eckhart Tolle’un bu ilk eserini- tüm eserleri çok kıymetli- sade, ama çok çok temel bir kaynak olarak görüyorum. Bu yazıda, sizlere kendi yorumumu aktardım. Kitabın en büyük özelliği; her okuyanın kendi yaşamına istediği gibi uygulayabilmesi, anda kalarak uyarlayabilmesi…

Bir sonraki yazımda biraz Eckhart’in kim olduğuna ve “plan yapmak” konusunda yazdıklarına değineceğim.

Sevgilerimle.

Rana

7 Yorum Yapılmış

    Sebnem Sen
    Eylül 26th, 2012 on 19:50

    Sevgili Rana,
    senin gibi ben de defalarca okudum ben Simdi’nin Gucu nu.. Hatta bir ara ‘ozeti’ gibi bir kitap da yayinlanmisti bir kez karistirmistim, ancak orijinali gibi degildi…
    Ozetlediklerinden anladim ki kitap gercekten amacina ulasiyor; her okuyan kendi penceresinden mesajlar kaydediyor zihnine; ama hala savasmasi gereken EGO canavari var her pencere sahibinde.
    Sunun bir kisa yolu yok mu Ranacim?
    EGO’ya “sus yaa! sen yoluna, ben yoluma” demenin kolay bir yolu var mi?

      Rana Beri
      Eylül 26th, 2012 on 21:33

      Sevgili Şebnem,

      Ego herbirimizde var ve aslında öyle çok “kötü” bir şey değil bence. Egomuz olmasaydı, onun tersi olan özümüzü bulma, özümüzle buluşma yolculuğu diye bir şey olmazdı. Herbirimizin içindeki egonun o hiç dinmeyen “dırdırcı” sesine rağmen, özümüzüzün o çok daha derinlerdeki yumuşak sesini duymaya çabalamak olmasa tekamül, ileriye gidiş de olmazdı.Gece olmadan gündüz olamayacağı gibi.
      Ego ve özümüz arasındaki o hassas dengede ancak huzurumuzu ve yaşam sevincimizi koruma kararlılığımız belirliyor hangi tarafın galip geleceğini. Egoyu “by-pass” etmek herhalde öncelikle egoyu farketmekle başlıyor.
      Hiç bir şey yapmasak bile, ne zaman geçmişe takılıp kaldığımızı farketmek ya da henüz olmamış belki de hiç olmayacak şeyler için saplantılı bir şekilde endişelendiğimizi farketmek mesela.Her defasında , egonun gücü azalıyor.
      Gün yüzüne bir kez çıkan şey, hiçbir zaman eskisi gibi karanlık olamaz. Farkedilen egosal davranış da, bizi eskisi kadar esir edemez kendine.
      Yaparken bile , bir şeyi egodan yapıyorsak ve bunu farkediyorsak, bir dahaki sefere, egoyu bir kenara bırakıp yaşama şansımız artıyor, diye düşünüyorum.

    hurşide taçoğlu
    Kasım 25th, 2012 on 19:32

    Şimdinin Gücünü ben de okudum, ama yorumlarınızı son derece yararlı buldum. İşin özünü son derece iyi ifade etmişiniz. Teşekkür ederim.

      Rana Beri
      Kasım 25th, 2012 on 22:53

      Çok teşekkürler.. Benim de amacım benim algıladığım şekliyle kitabın özünü paylaşmaktı.

    gamze calapkulu
    Şubat 17th, 2013 on 15:41

    egonun ne olduğu,nasıl işlediği ve bizi nasıl şimdinin güzelliklerinden mahrum bırakıp sürekli negatifte tutmaya odaklandırdığını ve bizi esir ettiğini farkettiren olağanüstü bir kitap…

    orhan bal
    Eylül 16th, 2013 on 19:53

    selamlar,
    En hoşuma giden konulardan biridir AN’ı yaşamak.Kitabla yeni tanıştım ne yazık ki.ego ve öz le ilgili düşüncem biraz farklı.ikisi farklı şeyler değil aslında.tıpkı YÜZÜKLERİN EFENDİSİN’deki Gollum gibi tek bir varlık.islami terminolojideki adıyla’nefs’.en iyiden en kötüye uzanan bir skalaya sahipbir varlık.Mesnevide nefsin 900 katı olduğundan sözedilir.

      Rana Beri
      Eylül 18th, 2013 on 00:27

      Haklısınız. Ego ve öz, aslinda aynı bütünün parçaları .Ego sayesinde , özümüze daha cok yaklaşıyoruz.







Son Yazılar

  • İnsan Hayattan Keyif Aldıkça, İsteklerine Kavuşur
    17 Eylül 2013

    Koçluk gelişmelerinde, koçluk alanların dile getirdiği ortak şey şu : “Ben eskiden, ancak istediğim hayata ulaşınca mutlu olacağımı zannederdim. Hayattan böyle keyif alacağımı sanırdım. Ama şimdi anladım ki önce hayattan daha çok keyif almalıyım. Minik zevkleri, keyifleri hayatıma daha çok sokmalıyım. Bu adımları attıkça, ben keyiflendikçe, isteklerim o zaman gerçekleşecek.” Bu farkındalık o kadar önemli […]

  • Hep Başkası Olmak İstersen Senin Yerine Kim Bakacak?
    23 Ağustos 2013

    Hani hep başkasının hayatını yaşamak isteyen insanlar vardır ya… Bu insanlar daha zayıf olmak, başkalarının bindiği marka arabalara binmek ya da başkaları kadar para sahibi olmak isteyen, hep başkalarına bakarak yaşayan, gözünü kendi hayatına değil de başka hayatlara dikip bakanlardır. Zaman zaman, bir başkasınını örnek almak, başkalarından ilham almak tabii ki çok doğal. Ama  kendimizle […]

  • Bir Şeyi İyi Yapabilmek, Onu Yapmayı Gerektirir mi? Ya Mutluluk Başka Bir Yerdeyse?
    13 Ağustos 2013

    Okul yılları boyunca, Tuğrul hep sınıfının en iyisiydi, özellikle de matematikte…Türevler, katsayılar, çok bilinmeyenli denklemler onun için çocuk oyuncağıydı. Arkadaşları sınav öncelerinde başına toplanır, o da konuları büyük bir zevkle anlatırdı onlara. Okulda “Matematik Dehası” diye tanınırdı. Gel gör ki, üniversiteye giriş sınavı döneminde, öğretmenleri, elektronik mühendisliğini mi, bilgisayar mühendisliğini mi seçeceğini düşünedursunlar, Tuğrul için […]

  • Geçmişe Üzülmenin Faydasızlığı
    30 Temmuz 2013

    Bugün sizlerle, birçok öğretide yer alan bir kavrama bakmak istiyorum: GEÇMİŞE ÜZÜLMEK. Geçmişe üzülmek bize ne getirir, bizden ne götürür? Geçmişe dair pişmanlıklar ve üzüntüler aslında çok anlamsız. Çok iyi biliyoruz ki geçmişte yapamadığımızı ya da başaramadığımızı düşündüğümüz her neyse, tümü bir öğrenme sürecinin ve insan olduğumuz gerçeğinin ayrılmaz bir parçası… “Şunu şunu yapmalıydım.”, “… […]

  • “Empati Yapayım Derken” Kendi Merkezini Kaybetmek
    04 Temmuz 2013

    Empati, bildiğimiz gibi, karşı tarafın duygularını anlamak, kendimizi onun yerine koymak ve onun bakış açısından olaylara bakabilmektir. Fakat bu işin hassas bir dengesi var. Empati aşırıya kaçtığında, yani genellikle bizim hareketlerimizi, kendimizi ifade edişimizi, hep başkalarının nasıl hissedeceği belirlediğinde, o zaman ister istemez merkezimizi kaybediyoruz. Başkaları odaklı yaşamaya başlıyoruz. Önceleri son derece iyi niyetle başlayan […]

  • Değişim için Enerjiyi Nereden Bulacağım?
    14 Haziran 2013

    Yaşamımızda soyut realiteden somut realiteye geçiş aşamasında; yani isteklerimizi, fikirlerimizi gerçeğe dönüştürme aşamasında ilk olarak zorlandığımızı söylemiştik. Burada normalden fazla zorlanıyoruz ve normalden fazla enerjiye ihtiyacımız oluyor. Çünkü geçen sefer de konuştuğumuz gibi herhangi bir değişiklik yapmaya çalıştığımızda, içimizdeki eleştirel ses sesini yükseltiyor ve bize, karşımıza çıkabilecek engelleri, uğrayabileceğimiz başarısızlıkları hatırlatmaya başlıyor. Bunun üstesinden gelebilmek […]

  • Önce Anlamaya Çalış, Sonra Anlaşılmaya…
    04 Haziran 2013

    Sevgili arkadaşlar, Yaşadığımız olaylar sebebiyle içimden, geçen yazımın devamını yazmak yerine empati konusunu ele almak geçti. Empati, yani kendisini başkasının yerine koyabilmek ya da başkasının açısından olayları görebilmek için bazı ön koşullar gerekiyor. Hepimiz empatiden bahsediyoruz da, tam olarak bu ön koşulların ne olduğunu, empatinin bizim nasıl işimize yaradığını, empati için neler yapmamız gerektiğini pek […]

  • “Sınırdaki Sıkıntı”yı Aşmak
    17 Mayıs 2013

    İnsanın yaşamda, bildiğiniz gibi en büyük hedeflerinden biri, kafasındaki istek ve hayalleri gerçeğe dönüştürmek… Hayaller birer birer somutlaştıkça hayatında, insan büyük bir keyif duyuyor. Bir süre sonra da yeni istek ve hayaller belirliyor ufukta. Her şey böyle sürdüğünde gayet güzel, ama bazen hayal ve istekler bir türlü gerçeğe dönüşemiyor. İnsanların bir koçla çalışmak istemesindeki en […]

  • Zumba Dersinde Aydınlanma
    22 Nisan 2013

    “Aydınlanma” deyince insanın aklına illa  tepesinde bir ışık hüzmesiyle bir ağacın altında bağdaş kurup, ulvi bir şeyin inmesini beklemek gelmemeli. Bazen aydınlanma, çok sıradan yerlerde ve mekanlarda da yaşanabilir. Bir anda, hayatımızla ilgili bir perde kalkar ve keskin bir farkındalık kaplar içimizi. Öyle bir farkındalık ki , o andan itibaren hayatı eskisi gibi yaşamak mümkün […]

  • Şu “Meditasyon” Dedikleri…
    21 Mart 2013

    Geçtiğimiz hafta sonu Chopra Center’in Türkiye ‘deki eğitmenlerinden Ebru Şinik’in verdiği bir meditasyon eğitimindeydim.  Bu yazımda sizlerle hem bu eğitimle ilgili , hem de meditasyonla ilgili izlenimlerimi paylaşmak isterim. Ben meditasyona üniversite yıllarımda başladım ve o zamandan beri de ( neredeyse düzenli olarak ) meditasyon yapmaktayım. Meditasyonun, benim yaşam akışında sakin kalmama ve rahat olmama […]

  • İnsan Kendine 4 Soru Sorarak Nasıl Özgürleşir?
    01 Mart 2013

         15-16 Şubat 2013 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde Byron Katie’nin seminerindeydim. Seminerde Time dergisinin, “Yeni Yüzyılın Vizyoneri” söylemiyle tanımladığı Byron Katie,  ”The Work ( Çalışma)” adını verdiği yöntemi katılımcılarla paylaştı. Ben de bu seminerde öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.  “Çalışma”,  kişinin kendisine acı veren tüm düşüncelerini teker teker sorgulamasına imkân tanıyan  bir yöntem.  Düşüncelerin gerisindeki […]

  • ŞU ANDA BAŞKALARI NE YAPIYOR?
    15 Ocak 2013

    Acaba bugün ne yapsam?  En iyisi ben sinemaya gideyim. Sinemaya geldim. Aynı anda altı salonda farklı film oynuyor. Hangi filme girsem? Tamam, karar verdim. Bu olsun. Bilet alıp giriyorum içeri. Oturdum. Film başladı. Keyfim yerinde. Fena da değilmiş. Kendimi kaptırmaya da başladım.  Ama, ama…dur bi dakika, ya öbür film daha güzelse? Acaba ona mı gitseydim? […]

  • Yeni Yıl Kararları -2 Zihin Oku(ma)mak
    03 Ocak 2013

    Yeni yıl için aldığım bir karar da “zihin okumak” dan vazgeçmek. Zihin okumak, bildiğiniz gibi, karşımızdaki insanın aklından geçenleri bildiğimizden emin olmak,ve de çok emin olarak, ona göre davranışlarda bulunmak. Örneğin: Kayınvalideniz, akşam yemeğine size geldi. Sofrada yemeğe oturdunuz. Fakat kendisi her zamankinden durgun. Pek konuşmuyor. Onun bu durgunluğu ve aşırı sakinliği karşısında başlıyorsunuz zihin […]

  • Yeni Yıl Kararları -1
    19 Aralık 2012

    Yeni yıl gelirken adettendir, listeler yapılır, bu yıl yapılacak projeler alt alta sıralanır. Ben de kendimce, en azından zihnimde bir liste yaparım. Gelecek yılı bu yıldan daha farklı yaşamak adına neler yapabileceğime bakarım. Bu yıl bu listemin içeriğini değiştirdim. Bu listede beni engelleyici ve kısıtlayıcı düşüncelerimi alt alta yazdım ve  2013′te bunları tamamen olamasa bile, […]

  • Plan Yapmak Ama Nereye Kadar ?
    22 Kasım 2012

    Plan yapmalı mı, hiçbir şeyi  planlamamalı mı? Çoğumuzu düşündüren bir konu bu. Bir yandan sıkı sıkıya planlanmış bir hayat mı daha iyidir, yoksa gevşek bırakılmış  bir hayat mı? Sanırım ideali, gerekli olan durumlarda, örneğin gelecek ay şirket toplantısının ne zaman yapılacağı söz konusu olduğunda olayı planlamak, takvime yerleştirmek, belki toplantının akışını da oluşturmak, sonra da […]

  • Bir Garip Adam: Eckhart Tolle
    22 Ekim 2012

    Yaşam yolculuğumda, elimden tutup, yaşama çok farklı bir açıdan bakabilmemi sağladı “Şimdi’nin Gücü” … Kitabın yazarı Eckhart Tolle , “ anda kalma ” yaklaşımıyla bizlere “ yaşamı bambaşka bir perspektiften yaşama alternatifi”  sunuyor. Bu yaklaşıma gelene kadar da enteresan bir yolculuk yapmış kendisi…  Bu nedenle onun yaşamı ile ilgili bazı bilgileri sizlerle paylaşmak isterim. Blog […]

  • “Şimdi’nin Gücü” Size Nasıl Güç Katar?
    26 Eylül 2012

    1999 yılında ilk kez yayınlanan ve tüm dünyada milyonlarca kişi tarafından okunan “Şimdinin Gücü”, benim için yaşamsal önemi olan bir kitap. Bu kitabı ilk kez 10 yıl önce okudum. Yurtdışında bir havaalanında uçağın kalkışını beklerken kitapçı raflarında “ Power of Now ” başlığı gözüme takılmıştı. Uçakta ilk okuduğumda, pek derinine inemesem de, o günlerde kafamda […]

  • İki Ördek Kavga Ettiğinde
    29 Ağustos 2012

    Bu yazımda, sizlerle yeni dönem ruhani öğretmen ve yazarlarından Eckhart Tolle’un bir öyküsünü paylaşacağım. Amacım, bundan sonraki blog yazılarımda zaman zaman, üstad Eckhart’ın yazılarını sizlerle paylaşmak ve böylece günlük hayatımızda; o hep bahsettiğimiz “an”ın içinde var olan o saf neşe, huzur halini daha çok yaşamak olacak . Bundan sonra da anda kalmak, zihni bırakmak, bizi […]

  • Hayır Diyebilmenin 10 Altın Kuralı
    05 Ağustos 2012

    “Hayır diyememek”, çoğumuza tanıdık bir duygu. Kimimiz sevilmemek kaygısıyla, kimimiz başkalarının bize ihtiyacı olduğunu hissedebilmek için, kimimiz kendini önemli hissedebilmek için “hayır” yerine “evet” derken buluruz kendimizi. “Hayır” deyince ne olacağı korkusu vardır içimizde. Ya bizi sevmezlerse? Ya insanlarla aramız bozulursa? Bu arada unuttuğumuz çok önemli bir şey vardır oysa. Bizden istenilen her şeye “evet […]

  • Hayır Diyebilmenin Keyfi
    20 Temmuz 2012

    Kaçıncı kez oluyordu kim bilir? Seden yine kendini istemediği şeye “evet” derken buldu. Eşi akşama misafir davet etmiş, o da kabul etmişti. Eşi tekrar telefonla aradı : “Tatlım, hazır millet geliyor, ben Hakan’ları da çağırdım.” Birden gözünde tekrar markete gidip biraz daha et ve salata malzemesi alması gerektiği, masaya ilave tabak koyması, hatta misafirlerin sayısına […]

  • Bütün Kredi Kartlarım; Şimdi Dolaba Giriyorsunuz!
    03 Temmuz 2012

    Bir alışverişkolik olduğumuzu nasıl anlarız? Büyük olasılıkla “alışverişkolik“, yani alışveriş bağımlısı olmuşuzdur. Alışveriş bağımlılığını yenmek nasıl bir süreç? Herkesin süreci farklı, ama ben kendi sürecimi sizlerle burada paylaşayım: Evde çok eşya olması, dolapların dolup taşması, bende oldum olası bir “üst-üste olma hali, bir sıkışıklık” hissi yaratmıştır. Daha gerekli şeyleri alırsam, dolaplarımın, odalarımın ferahlayacağı, giysilerimin daha […]

  • Bugün Endorfinlerini Şaşırt!
    01 Temmuz 2012

    İnsanın gündelik küçük mutluluklara çabuk alışması ve bir süre sonra bu mutlulukların insana zevk vermez hale gelmesine “hedonist adaptasyon” diyoruz. Keyif almak, zevk almak, beynimizde endorfin gibi zevk hormonlarının salgılanmasını sağlıyor. Zamanla bu reseptörler, bu alıcılar doluyor, artık yaptıklarımızdan, sahip olduklarımızdan zevk almaz hale geliyoruz. Aslında bu durumu tersine çevirmenin formülü çok basit… Kendinizin değil, […]

  • Kilyos’ta, tam da “o anda”!
    25 Haziran 2012

    Kilyos’ta Cumartesi sabahı onlarca aileyle birlikte sahildeyiz. On yaşındaki oğlum, eşim ve ben. Yanımızda her aile gibi plastik kova, kürekler, kazmalar, güneş kremleri, yedek mayo ve havlulardan oluşan mühimmat çantaları. Şezlonglarımıza yerleşip tam uzandığımızda, oğlum “hadi denize girelim!” diye çığlığı basıyor. El mahkum, kalkıp onunla birlikte denize doğru ilerliyorum. Hemen denize atıyor kendini, benim de […]

  • Kim Korkmaz Ölümden?
    22 Haziran 2012

    “Ölümden en çok korkanlar yaşamdan en az zevk alanlardır.” James F. Bymes Bu yazımın başlığında “ölüm” kelimesi var. Bu yüzden bugün kasvetli, kederli bir yazı yazacağımı düşünebilirsiniz. Ben ise bugün tam tersine, ölümün ne kadar yaşamın ayrılmaz bir parçası ve de üstelik yaşamı daha da anlamlı kılan bir kavram olduğundan bahsedeceğim. Geçtiğimiz hafta içinde iki […]

  • Sizin de Hikayenizin Kahramanının Baş Harfi “K” mı?
    22 Haziran 2012

    Hepimizin anlattığı ayrı bir “hikaye “ var. Tamamen ellerimizle yoğurduğumuz. Adımız, soyadımız, doğum tarihimiz gibi somut gerçekler haricinde, çocukluğumuzu nasıl yaşadığımız, işimizi sevip sevmediğimiz, eşimiz, eşimizin kıymet bilip bilmediği, bize hayatta haksızlık yapılıp yapılmadığı, kayınvalidemizin diğer gelinini kayırıp kayırmadığı, duygularımız, çıkarımlarımız, endişelerimiz vs. vs. her şey “o hikayenin” içinde… Bu hikaye ile her gün öyle […]