Ara
  • Rana Beri

“Empati yapayım" derken kendi merkezini kaybetmek

Empati, bildiğimiz gibi, karşı tarafın duygularını anlamak, kendimizi onun yerine koymak ve onun bakış açısından olaylara bakabilmektir.

Fakat bu işin hassas bir dengesi var. Empati aşırıya kaçtığında, yani genellikle bizim hareketlerimizi, kendimizi ifade edişimizi, hep başkalarının nasıl hissedeceği belirlediğinde, o zaman ister istemez merkezimizi kaybediyoruz. Başkaları odaklı yaşamaya başlıyoruz. Önceleri son derece iyi niyetle başlayan bu “karşıdakini üzmeme”, “Onun yerinde olsam ben nasıl hissederdim?” düşünme şekli; yavaş yavaş kişinin kendini kaybedip daha çok karşıdakini ön plana alır hale gelebilmektedir. Bu kişiler ise bir süre sonra kendilerini ihmal etmekte, kendi merkezlerini kaybetmekte ve kendilerini hiçbir şekilde ön plana almamaktadırlar. Daha sonrasında ise yaptıkları her şeyin başkaları için ve başkalarına odaklı olduğunu acı bir şekilde fark etmektedirler.

Ben buna “merkezini kaybetme” diyorum. Merkezini kaybeden kişi, kendisine yabancılaşmakta, kendisi için neyin önemli olduğunu, neyi yapmaktan hoşlandığını yavaş yavaş unutabilmektedir. Bunun sonucunda, başkalarını mutlu etmek ve onların dediklerini ön plana almak kendisi için her şeyden önemli olmaktadır.  Ardından, bu kişiler büyük bir kızgınlık, kıymeti bilinmemişlik hissi duyabilmekte, belki de karşı tarafın şaşıracağı bir şekilde tepki vermeye başlamakta, çıkışlarda bulunabilmekte ve orantısız bir şekilde sesini yükseltmeye başlamaktadır. Halbuki en başta, karşı tarafa kendinden çok daha fazla önem verenin, onun üzülmemesi için çaba harcayanın kendisi olduğunu unutmuştur. İşte bu yüzden, kendi açımdan baktığımda, bir şey yapmak ya da bir karar vermeden önce, bunun bana nasıl geleceğine bakıyor; beni nasıl etkileyeceğini, bunu yapıp yapmak istemediğimi düşünüyorum. Karşımdaki kişinin isteklerinin önemli olduğunu bilmemle birlikte, kendim pahasına insanlara alan açtığım zaman, ortada “kendim” diyebileceğim bir kavramın kalmadığını da fark ediyorum. Oysa önce merkezimden yola çıkarak, kendi isteklerimi yerine getirip kendimi beslediğim taktirde, ilginç bir şekilde etrafıma daha da yararlı oluyorum.

İşte bu, “empati” dediğimiz şeyin hassas bir terziyle ölçülmesi gerektiğini göstermektedir. Hassas; çünkü bu ölçümü çok az yaptığınız zaman, gerçekten de başkalarını mutsuz edebiliyor; aşırı şekilde yaptığınız taktirde ise kendiniz yok oluyorsunuz. Sanırım bu işin sırrı:

Herkesin önce kendinden başlayarak kendine önem vermesi,Kendini sarıp sarmalaması,Kendi ihtiyaçlarına bakması ve herhangi bir konu hakkında bir karar alınırken elbette karşı tarafı düşünmesi ama bunu kendi ihtiyaçlarını giderdikten sonra yapması,Süreç içerisinde isteklerini sürekli olarak dile getirip bastırmaması

gibi geliyor. Ne dersiniz?

Sevgilerimle

0 görüntüleme

© 2019 by Rana Beri