ENG
Rana Beri
ENG
Büyük Şeyleri Beklerken…

Büyük Şeyleri Beklerken…

Aslında hayat dediğimiz sabahtan akşama kadar bir önceki günün çok benzeri faaliyetlerden oluşan; kalktığımız, yüzümüzü yıkadığımız, giyindiğimiz, kahvaltı ettiğimiz, belki işe gittiğimiz, belki başka bir işle uğraştığımız ya da evde kaldığımız, arkadaşlarımızla görüştüğümüz, kitap okuduğumuz, akşam tekrar yemek yediğimiz ve uyuduğumuz, dışarıdan bakıldığında birbirinin aynı eylemlerden oluşan bir şey… Fakat hayatın anlamını bulmak ve farkındalığın bir parçası olmak o büyük evrenin bir parçası olduğumuzu hissetmek tam da bu küçük eylemlerin içinden geçiyor. 

Şöyle bir etrafımıza bakalım insanların çoğu, yaptıkları her şeyi “büyük bir olaya araç” olarak görüyor. Büyük olay kimisi için düğün, kimisi için bir parti, kimisi için bir sunum, kimisi için belki bir diploma oluyor ve bu büyük şeylere kadar giden günlük olayları adeta geçiştirip koştura koştura yaşayarak belki de hiç tadını almayarak deneyimliyor. Birçok insanın dikkati yüzde 80 oranında gelecekte. Bu durumda ‘an’a ve şu anda yapılanlara sadece yüzde 20 enerji kalıyor. O yüzden birçok insan anda ve şimdiki durumda sıkıntı, rahatsızlık ve gerginlik yaşıyor. Birçok insan gerçekten de hayat boyu gelecekte yaşıyor ama aslında hayatın şu anda yaşandığını ve geleceğin de ‘şu an’lardan oluştuğunu göz ardı ediyor. Geleceğe odaklanıp şu anı reddederek mutsuz bir var oluş içinde yaşıyor. 

Amaca giden yolda yaptığımız günlük uğraşları; belki yemek pişirmeyi belki mail’lerimize cevap vermeyi , çocuklarımızla ilgilenmeyi hatta çamaşır yıkamayı, bulaşık yıkamayı, banyoyu temizlemeyi  büyük, ileride çok ileride olacak bir büyük olaya giden amaca giden bir araç olarak değil,  gerçekten de amacın kendisi olarak kabul ettiğimizde ve yaptığımız şeye dikkatimizi verdiğimizde, onu dikkatle izlediğimizde, yaptığımız şeyin de doğal olarak kalitesi artıyor. Unutmayın, kalite verdiğimiz dikkat, gözlemleme ve farkındalıkla ilgilidir.

İnsan ilişkilerinde de genellikle iki tarafın birbirini duymadığı, her iki tarafın da aslında kendisinin bir sonraki cümlesini düşünerek bir sonraki büyük olaya takılarak yaşadığı iletişimlere tanık oluyoruz. Halbuki her iki tarafın birbirini sakin ve dikkatlice, tam anlamıyla dinleyip gerektiğinde yanıt vererek yaşadığı ilişki, karşısındakini gerçek bir insan olarak algılamasını sağlar.

Günlük olayları, günlük yapmak zorunda olduklarımızı amaca giden bir araç olarak değil, aslında tam da varlığımızı, özümüzü, farkındalığımızı bir kez daha hatırlayabileceğimiz olaylar olarak görmeliyiz. Örneğin; yemek yaparken geçmişi ve geleceği düşünmeden sebzeleri kesip, tencereye malzemeleri koyup, dikkatimizi bunun üzerine verdiğimizde, bir yandan da dikkatimizin geri kalanını bu izleme sürecinin üzerine tekrar kaydırdığımızda, işte bu sessizliğin içerisinde aslında evrenin büyüklüğünün bir parçası olduğumuzu bize hatırlatacak sessizlik, sakinlikle buluşmuş oluyoruz. 

İşte bu yüzden aydınlanma, tekâmül ya da farkındalık denilen şey; kendimizi, insan olarak varlığımızı daha çok fark etmek ve yaşamdan doyum almaktan geçiyor. Hep geçiştirdiğimiz şeyleri daha dikkatimizi vererek daha gözlemleyerek ya da anda kalarak yaparak farkına varıyoruz.

Yazımın sonunda bir Zen hikâyesini sizinle paylaşmak istiyorum: 

Bir gün bir Zen ustası kuyudan su taşırken çok uzaklardan onun methini duyarak gelmiş olan takipçilerinden biri ona sorar: “Bu manastırın falanca isimli ustasını nereden bulabilirim?” Çünkü bu soruyu sorarken su taşıyan kişinin bir hizmetkâr olduğunu düşünmektedir. Kuyudan su taşıyan kişinin bir usta olamayacağını, yerleri temizleyen bir Buda olamayacağını varsaymaktadır. Usta kahkahayı basar: “Aradığın kişi benim” der. Adam buna inanamaz; “Sizin hakkınızda çok şey duydum ama sizi kuyudan su taşırken düşünemiyorum” der. Usta cevap verir: “Bu benim aydınlanmadan evvel yaptığım şeydi, kuyudan su taşımak, odun kesmek… Önceden bunları yapıyordum ve şimdi de yapmaya devam ediyorum. Bu iki şeyi yapmada çok ama çok ustayım. Benimle gel, bir sonraki yapacağım şey odun kesmek, beni izle!” Adam şaşırır: “Ama o halde fark nerede, hani aydınlanmıştınız? Aydınlanmadan önce de bu iki şeyi yapıyordunuz, aydınlandıktan sonra da aynı iki şeyi yapıyorsunuz. O zaman fark nerede?” Usta güler: “Fark içsel bir fark, önceden her şeyi uykuda yapıyordum. Şimdi her şeyi bilinçli yapıyorum; izleyerek, farkındalıkla ve anda kalarak. Etkinlikler aynı ama ben aynı ben değilim, dünya aynı ama ben artık aynı ben değilim ve ben artık aynı olmadığım için bana göre dünya da aynı değil…”

PAYLAŞ
BENİ TAKİP EDİN